Ağustos 16, 2010

Uyusam Hemen

Üst kirpiklerim özlemiş alttakileri; yetmezmiş gibi tüm gün öpüşmeleri, sevişmek istiyorlar sabaha dek. Benimse dolaşıyor kelimelerin onbinlercesi kasığımda; beynimse kaygan, hafif beyaz... Hemen gelmek istemiyorum! Verin bana üst kirpiğimi ve dökülsün kelimelerim kasıklarına. Ve bırak doğsun fikirlerimiz sancılı da olsa...

Ağustos 06, 2010

Heart-Breaker




Hissediyorsun değil mi? Yavaş yavaş geliyor, geliyor, geliyor What is that funny light and sound calling me, in my head, repeatedly? Evett şimdi başladı işte; hızlanıyor kalp atışları. Soluk soluğa kalmış gibi sanki nefes almakta zorlanıyorsun; dinlenmek için hiç ama hiç zaman bırakmıyor daha hızlı atıyor daha hızlı atıyor... Bu yumuşak sesin seni sakinleştireceğini mi düşünüyorsun? Yanılıyorsun. O da işin içinde o da seni heyecanlandırmak için elinden geleni yapıyor farketmiyorsun. Ya da farkediyorsun ama iş işten geçmiş göğüs kafesin ileri geri hareket ederken kafan arkada ve bunları düşünecek ne halin ne de zamanın yok artık. Gözlerin odaklanıyor tek bir noktaya. Gördüğün ne? Hiçlik... Farkediyorsun ki kendini görüyorsun. Ellerin vücudunda dolaşıyor, kendi ellerin mi sanıyorsun? Elleri dolaşıyor vücudunda sense ona yardım ediyorsun. Sonra titriyorsun sanırsın ki ruh üflüyor bedenine. O ruha sarılmaya çalışırken buluyorsun kendini, sarhoşsun artık bedenin senin değil aklınsa sadece o seste; hani seni saran seni derinlere çeken o ses. Sanıyorsun ki bitmeyecek sonsuza kadar sürecek. Ve beklediğin, istediğin sonsuzluğu kulağına fısıldamak için kulağına eğildiğinde bir bıçak gibi kesiyor seni çağırmayı! SESsizlik... Tek duyabildiğin nefesinin sesi artık bir de kalbinin göğsüne yaptığı vuruşlar. Yarıda kesilen orgazm gibi şaşkın ve sinirlisin! Ama bir daha istiyorsun işte bir daha bir daha bir daha bir daha bir daha... What is that funny light and sound calling me, in my head, repeatedly? Cevabını asla bilemeyeceksin. Başladı işte kapat gözlerini...

Temmuz 22, 2010

kendimden gittim

söyler misin noldu? hayır noldu yani? her fırsatta giydirdik ademoğluna da noldu onu söyle bana? peki söyliyim bi' bok olduğu yok! gitmek... daha zor işte. var mı ötesi? daha acı... belli işte ilk gün ilk saatten belli işte gitmek için gelmişim belli! neden bu kadar zor peki? neden benim canım daha fazla yanıyor? yoksa yoksa? evet bay "toprak" bildiniz. işte tam da şu anda bir çift gözle kendimi izliyorum; feryat edişimi, göz yaşlarımı, güçsüzlüğümü, çaresizliğimi... "gitmek mi zor kalmak mı?" cevabını bilmiyorum ama eğer giden de kalan da sensen aynı anda işte bu çok zor işte bu en zor...

Temmuz 20, 2010

ne dememi beklersin ki?




Ben başlamamış bir hayata yeniden doğmak üzere olan bir ölüyüm, sense otomobilin sabit hızını yakalamışsın ve gitmek istediğin doğrultuda ilerliyorsun. Yol dümdüz; yavaşlamana sebep olabilecek engeller yok edilmiş: Kaza riski yok, kaygı yok, hayal kırıklığı yok...
Bazen canı sıkılıyor insanın ve bir kayayı alıp kendi eliyle yolun üzerine bırakabiliyor. Nasıl olsa kontrol benim elimde diyor. Derken çarpıyor, savruluyor hafifçe. Yaralansa bile zevk alabiliyor bu savruluştan. Gözlerini açtığı arazideki yeni ve keşfedilesi tabiat onu tatlı fısıltılarla kucağına alıyor. Eninde sonunda dönecek olmanın verdiği rahatlık, korkuyu derin olukları olan bir sünger gibi emiveriyor. Ademoğlu bencil... Toprağın da canlı olduğunu unutup köklerini daldırıyor ona. Bir gün geri çektiğinde onun canını yakıp boşluğa sebebiyet vereceğini aklına getirse bile umursamıyor. Toprak sessiz, toprak uslu, toprak yumuşak...Arada bir ziyaret ederim, yerini biliyorum artık buranın diyor. Unutuyor ki ziyaret edilen tek toprak mezardır. Onu ölü yerine koyuyor, dünyaya ayağını bastığı anda gözüne at gözlüklerini geçirmiş olan Ademoğlu farkında bile olmadan. Onun için farkında olmamak masumiyetle eş anlamlıdır. Kaçıştır o gözlükler, görmemek için bakmaz, görmeyince de haklı çıkar avunur kendince.
Hiç varamadığı, kendini tamamen salmadığı bir topraktan zaten geri dönmüş sayılmaz. Sadece bir zaman birimini orda bekleyip dinlenerek geçirmiştir. Yeniden uğramak isteyeceğini sanır, ardından yolu bile hatırlamaz.
Cansız, nasıl olsa gidemez bir yere der. Unutur ki heyelanlar, erozyonlar isyanıdır toprağın Ademoğullarına. Kaçıştır, rüzgarla savurarak sakladığı gözyaşlarıdır.
Görmez Ademoğlu , bilmez...
Sanır ki tesadüf, sanır ki güçsüzlüğünden savruldu toprak: İradesi olmadığı için. Kendisi gitti demez.
Bu gidiş kazadır, üzmez onu, düşündürmez. Sadece kendisine ruh üflendiğini sanır, toprak üzgün mü diye kederlenmez.
Topraksa çoktan kendini imha etmeye başlamıştır başkaları kök salamasın diye. Verimsize çıkar adı; aldırmaz!
Çorak ve kendini kapatmış olarak gidiyorum işte. Uçuşmama engel olabilecek bir çınar tutunmadı hiç ve artık umudum da yok buna dair.
Beni anlayabilir misin?
Bunu beklemiyorum, hiçbir şey beklemedim zaten; beklemiyordum...
Sadece...
Sadece Seni Seviyorum.

Temmuz 19, 2010

boşverin anlamayın

Sonuçta anlaşılmak da bir nevi haklı olma girişimi

"Haklı olma çabası sıradan insanlara özgüdür." A.Camus

hastayım!

'384. Bir erkeklik hastalığı. - Kendini küçümseme biçimindeki erkek hastalığının en kesin dermanı erkeğin akıllı bir kadın tarafından sevilmesidir.'

Friedrich Wilhelm Nietzsche - İnsanca, Pek İnsanca

beyindeki ur

şu var ki, beynimin kıvrımlarında soluksuz ilerliyorsun dinlenmeye zamanın yok, ihtiyacın da. yorulup öldüğünde leşini kazımak olacak en büyük zevkim. hey! sakin, hızlandırma adımlarını öleceksin işte sen de farkındasın. bir gece yatarken akıp gideceksin yastığıma, kulakta kalan can sıkıcı su gibi; denersin denersin çıkmaz ya o hesap işte. hesap... hesaplamak... her anını hesaplamış olabilmen düşüncesi... sen bir kulağımdan akarken o diğer kulağımdan daha da derinlere iner mi bilmiyorum hem de daha da kirlenerek zira kulak temizleyicisi kullanmayı pek sevmem.
yastığımda kurumadan son kez hissetmek istiyorum dudaklarımda ıslaklığını... sonra yalayıp tükürmek seni... peki ya sonra? tekrar yalamak tükürdüğümü? baksana ne kalmış ki bizden yana güzel olan? sıçsam da seni farketmez artık; boksun işte en nihayetinde.

Newer Posts